Robin Amara: Bu Yıl Hangi Soykırımın Yüzüncü Yılı? (4)

Bu bölümde Pontos Rumları üstünden bastırılmaya çalışılan Gayri Müslim mirasına odaklanıyoruz. Elbette ne kadar bastırılmaya uğraşılsa da bu soykırımın mirası da diğerleri gibi su yüzüne çıkmaya yazgılı. Ya belgelerden, ya kültürden, ya sanattan, ya arkeolojiden ya da başka başka yöntemlerle. Burada dikkatinizi beklenmedik bir yönteme çekerek başlamak niyetindeyim fakat daha önce soykırımın izlerinin silinme biçimlerinden biri olan yağmacılığın boyutlarını hatırlayalım.

Araştırmacı yazar Sait Çetinoğlu ilgili yazısında (*) durumu şöyle aktarıyor:

“Lozan Konferansı sırasında İsmet İnönü ile Başbakan Rauf Orbay arasındaki yazışmalardan da anlıyoruz. “2 Aralık 1923 günü Rauf Orbay’ın İsmet Paşa’ya yolladığı telgrafta Batı Anadolu’da evsizler yerleştirildikten sonra ‘daha altmış bin hane iskân olunabilir’ denilmektedir.… Devam >> “Robin Amara: Bu Yıl Hangi Soykırımın Yüzüncü Yılı? (4)”

Ragıp Zarakolu: Ermeni fobisi

Geçen hafta Avrupa parlamentosunda Ermeni fobisini tartıştık. Maşaallah fobi deyince hiç biri eksik değil. Borsa da hisse senetlerinin iniş çıkışını takip etmek gibi bir şey. Antisemitizmden, Rum ve Ermeni fobisine, Kürt fobisine uzanan bir sinsile. Bu arada “kafir” oldukları için Süryani/Keldaniler de paylarına düşeni elbette alıyorlar. Nasturi desen, o mesele zaten 1924/25 de “hal’olmuş” Hakkari/Çölemerk’de…

Son dönemde, herhalde Ergenekon çevresi ile yeniden flört yapma sonucu, Ermeni fobisi yeniden tırmanışta. Elbette Kürt fobisine bulaştırılmadan olmaz. Nasıl 30’lar Almanya’sında Yahudiler, her “melanet”ten sorumlu ise, on yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edilen Kürt meselesi de, Ermeniliğe bulaştırılmadan olmaz.

Kadir Mısırlıoğlu’na, tarihçi olduğu iddia edilen bu zata göre, KİP kurucusu Apo, “Ermeni kökenlidir”, ele geçirilen “leşler” sünnetsizdir, hatta boyunlarında ”haç taşımaktadırlar”.… Devam >> “Ragıp Zarakolu: Ermeni fobisi”

Hovsep Hayreni: Osmanlı dönemi, Kürt otonomisi ve Ermeniler aleyhine işleyen süreç

Sultan Selim 1514 Çaldıran zaferinde kendisine büyük yardımı dokunan Kürt aşiret ve emirlerini daha kalıcı işbirliğine teşvik etmek amacıyla mükâfatlandırır. Gelecekte Kürtlerin savaş hizmetlerini güvenceye alacak şekilde Bitlisli Molla İdris’le anlaşmaya varır. Böylece imparatorluğun doğu sınırında savunma işiyle birlikte yerel otorite olma imtiyazı da Kürt feodal beylerine verilir. Bu tercihte din faktörünün de önemli bir rolü vardır. İttifak öncelikle Şiiliğe karşı savaş sırasında kurulduğu için bölgedeki otonomi anlaşması da Sünni Müslümanlar arası dayanışmanın devamı ve bir tür iktidar bölüşümüdür. Bazı Kürt tarih yazıcıları olayın bu karakterinden dolayı Osmanlı devletinin Kürdistan’ı işgal etmiş sayılamayacağını, rızaya dayalı birlikten bahsetmenin daha doğru olacağını savunurlar.… Devam >> “Hovsep Hayreni: Osmanlı dönemi, Kürt otonomisi ve Ermeniler aleyhine işleyen süreç”

Friedrich Engels: AVRUPA TÜRKİYESİ’NİN DURUMU NE OLACAK?

BU soruyu, Avrupa devlet adamlarının, inatçı budalalıkları, kemikleşmiş rutinleri ve miras aldıkları ruhsal tembelliklerinden dolayı bir karşılık bulma girişiminden bile nasıl ürktüklerini gördük. Aberdeen ve Palmerston, Metternich ve Guizot ve bunların adları hiç bir zaman anılmayacak olan 1848 ile 1852 yılları arasındaki cumhuriyetçi ve anayasal ar- dıliarının hepsi, bu sorunun çözümünden umut kesmişlerdir. Ingiltere’nin ve Fransa’nın bütün notalarına, entrikalarına ve düzenlerine kulak asmadan, Rusya, adım adım ve, yavaş olmakla birlikte, durdurulamaz şekilde İstanbul’a doğru ilerlemektedir.

Ve her ne kadar Avrupa’nın bütün ülkelerindeki bütün partiler bu sürekli ilerlemenin farkında iseler de, hiç bir resmî devlet adamı bunu belirlemeye cesaret edememiştir. Bu gerçeğin nasıl uygulandığını ve hatta sonuçlarını goruyor- lar, ama belirtilmesi son derece basit olan nedenini göremiyorlar.… Devam >> “Friedrich Engels: AVRUPA TÜRKİYESİ’NİN DURUMU NE OLACAK?”

Sait Çetinoğlu: Lozan: Kolonyalizmin Boğaz’a bir vasal görevlendirmesinin kısa hikayesi

1. Birinci Büyük Savaşın Sonu ve Osmanlının İşgal’i


30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesine göre teslim olan Osmanlı Devletinin çeşitli yerleri “işgal” edilir. Bu bir takım bölgelerde sembolik küçük bir “güç” bulundurulması şeklindedir. Bu birliklerin büyük bölümü İngilizler tarafından teşkil edilmiştir. İlginç olan İngilizlerin işgaline hiçbir yerde karşı çıkılmamış ve direnç gösterilmemiş olduğudur. Her ne kadar Mondros’a göre Türkiye’nin “silahsızlandırılması” kararlaştırılmışsa da bu o kadar kolay olmadığı gibi bu birliklerin yapabileceği bir şey değildir. Enver’in olası yenilgide direniş odağı olarak kendine sakladığı hiç darbe yememiş Kafkaslarda sakladığı 1919 Mayıs ayı başlarında yeniden oluşturularak Kazım Karabekir’in komutanlığını devraldığı eski IX. Ordu, yeni XV.… Devam >> “Sait Çetinoğlu: Lozan: Kolonyalizmin Boğaz’a bir vasal görevlendirmesinin kısa hikayesi”

2014'den beri online siyasi dergi ve bilgi portalı