Kategori arşivi: Emval-i Metrukeler Üzerine

Sait Çetinoğlu: Türkiye’nin Türk, Kürt Burjuvazisinin Kara Tarihinden bir Yaprak: Malatya’da Ermeni Mallarını Kim Aldı?

Malatya hem Tarihi Ermenistan’ın çeperinde yer alması zengin bir Ermeni nüfusunun yanında Türklerin, Kürtlerin ve Kızılbaşların da nüfusun önemli bir parçası olması dolayısıyla ilginç Osmanlı sancaklarından biridir.

Malatya aynı zamanda 1915 Soykırım sürecinde ölüm yolculuğuna çıkarılan Ermeniler için de bir transit geçit ve toplanma bölgesidir. Ancak Malatya öyle sıradan bir geçiş yeri de değil, büyük sürgün kavşaklarının orta yerinde her istikametten gelenlerin önemli ölçüde eritildiği bir ana istasyon, bir nevi temerküz kampıdır. Esasen Malatya civarında bunlar ikilidir. Birincisi batıdan Fırat’a birleşen Tohma Çayı üzerindeki Kırkgöz isimli köprü ve çevresindeki açık alan. Burası Amasya’dan, Tokat’tan, Sivas’tan, Samsun, Trabzon ve Şebinkarahisar’dan, Erzincan, Eğin, Arapkir ve daha başka yerlerden getirilenlerin yığıldığı, kalan erkeklerin bitirildiği, kadın ve çocuklardan Suriye çöllerine doğru yeni kafilelerin oluşturulduğu bir dağıtım noktasıdır.… Devam >>

Bedros Der Matossian: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda ‘Ermeni sermayesinin’ kaderi

Giriş

Genel olarak Osmanlı İmparatorluğu, özel olarak ise Ermeni Soykırımı üzerine tarih yazımında marjinal kalmış konulardan biri, 1. Dünya Savaşı sırasında ‘Ermeni sermayesinin’ başına ne geldiği meselesidir.* Osmanlı tarihçileri çoğu zaman Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’nda ekonomi alanında sarraf, banker, tüccar ve sanayici olarak ulaştıkları büyük başarıları vurgulamışlardır. Ancak bir bilim insanı ‘Ermeni sermayesinin’ İmparatorluktaki kaderini incelemeye veya sorgulamaya başladığında, hemen siyasi veya milliyetçi bir gündemi olduğundan şüphelenilir. Bu nedenle bilim insanları, ‘kafesteki aslanı’ öfkelendirmemek için genellikle bu ‘hassas’ meseleyle uğraşmaktan kaçınırlar veya ‘mayın tarlasında dolaştıkları’ için meslektaşları tarafından marjinalleştirilirler.1 Dolayısıyla, bilim insanları daima Osmanlı tarihinin sosyal ve ekonomik boyutu üzerine hassas olmayan meseleleri seçmeye çalışırlar.… Devam >>

Raymond H. Kévorkian: Osmanlı Ermenilerinin Milli Varlıkları ve Taşınmazları: Gasp ve İmha

Raymond Kevorkian1915’te Osmanlı Ermenilerinin ata topraklarından sökülüp atılması ve imhasıyla sonuçlanan kitlesel şiddetten bahsedilirken, bunun, hedef alınan nüfusun kolektif ve bireysel mal varlıklarının müsaderesi, başka bir deyişle tarihsel bir topluluğun mülklerinin belli bir devlet ya da şahıslar menfaatine sistemli biçimde gasp edilmesi gibi ikincil sonuçları neredeyse hiç göz önüne alınmaz. ‘Mal’ teriminin ardına, bin yıllık köklerin yüzyıllar içinde çok geniş bir toprak parçasına yayılmış izlerinden oluşan anıtsal miras da gizlenir. Cellatların canice projelerini amacına ulaştırmak için uyguladıkları ölçüsüz şiddetin ötesinde, bu tür ganimetin gasp edilmek üzere idaresi, birden çok kuşağı uğraştıran ve çok sayıda kanunun çıkarılmasını gerektiren bir baş ağrısı olmaya devam eder.… Devam >>

Ümit Kurt: Ermenilerin mülksüzleştirilmesinin aracı olarak hukuk sistemi

1913-1918 dönemi sırasında, iki büyük Osmanlı halkı olan Rumlar ve Ermenilere ait mülkler, bu insanları yurtlarından eden merkezi bir politikaya bağlı özel kanunlar aracılığıyla ellerinden alındı.[1] Her bir gruba karşı yürütülen politikaların bazı farklılıkları vardı. Buna rağmen, bu farklılıklar etnik ve dini ayrımlar çerçevesinde şekillenmek yerine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin farklı dönemler ve koşullarda izlediği sürekli değişen politikaları tarafından belirleniyordu. Kanun ve kararnamelerle sadece Rumlar ve Ermeniler arasında değil, aynı zamanda bu toplulukların her birinin kendi içinde de son derece dikkatli bir şekilde ayrımlar gözetilerek yapılıyordu.

Örnek olarak, 1913 – 1918 döneminde Rumlara dair ikin kategoriden bahsedilebilir. İlk kategori içinde I.… Devam >>

Sait Çetinoğlu: Diyarbakır/Ergani [Argana] Sancağında 1915 Soykırımı ve Ermeni Mülklerinin Paylaşımı

Sait Çetinoğlu1915 Soykırımı öncesinde Diyarbakır/Ergani [Argana] Maden Sancağında 50 kadar yerleşim yerine dağılmış 38430 Ermeni yaşamaktadır. Tarıma elverişli alanları ve Bakır madeni ile zengin bu yörede Dicle’nin kıyısında 3300 Ermeni’nin yaşadığı merkez yer alıyordu. Ergani’nin rahatlıkla bir Ermeni şehri olduğunu söylemek mümkündür. Sancağın mutasarrıfının da Ermeni olması bir tesadüf değildir.

Savaş döneminde ki ilk Mutasarrıfı Dikran Bey(1) 28 Ekimde görevinden alınır. Yerine atanan Nazmi Bey(2) bölgedeki Ermeni tasfiyesini düzenler ve uygulatır.

Merkez ve 10 kazanın Ermenileri (10559 kişi) 1915’in temmuzunda katledilirler. Çüngüş halkı ile birlikte Yudan Dere denilen yerde öldürülmüşlerdir. Gölcük’te bir şahit kurtulabilmiştir. 4 haziran akşamı Müdür Beyzade Ali tarafından Harput’tan getirilmiş 70 milis tarafından çepeçevre sarılır ve 16 yaşından büyük tüm erkek nüfus tutuklanarak bir ahıra kapatılıp sistematik işkenceden geçirilir.… Devam >>

Talât Ulusoy: MÜZAYEDELER ve EKONOMİNİN TÜRKLEŞTİRİLMESİ

Tarih, 11 Eylül 1922, Pazartesi. Ankara Kuvvetleri İzmir’e gireli iki gün olmuş. Burdur Mebusu İsmail Suphi Bey ve altmış kadar arkadaşı, “memaliki müstahlasa” (kurtarılmış yerler) hakkında alınacak önlemler üstüne bir önerge verir.

“Meşgul (işgal altında) vilâyetlerimizin düşmandan kurtarılması sebebiyle, mûtat vazaif Hükümet (alışılmış hükümet görevleri) haricinde hâsıl olan binlerce dâva ve vazifelerin âcilen rüyet ve halli (görülüp halledilmesi) ve yaralı Milletimizin tedavi ve takviyesi için kurtarılan yerlerdeki berveçhi zir (aşağıdaki gibi) sayılan dertlerimize Büyük Millet Meclisinin hemen vazıyet etmek vazifesidir (el koyması görevidir).”[1]

Dertler beş madde olarak sıralanır ve dördüncüsünde; “Emvali metrukeye ve düşmandan alınan ganaime Hazine namına vazıyet edilerek, ziyadan vikayeleri” talep edilir.… Devam >>

Ümit İzmen: Türkiye’de Sermaye Birikiminin Kaynakları

Thomas Piketty’nin şu meşhur Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital başlıklı kitabındaki sermaye birikiminin tarihsel gelişimi üzerine gözlemleri kafamda bir dizi soru oluşmasına neden oldu.

Piketty, 1700’lerden günümüze sermayenin yani servet birikiminin gelişimini bugünün bazı gelişmiş ülkelerinden yola çıkarak detaylı biçimde inceliyor. Bu tarihsel veriden şöyle bir sonuç çıkıyor: Hemen tüm ülkelerde, toplam servet bir yılda elde edilen gelirler toplamının 6-7 katı. Bu oran 18 ve 19 yüzyıllarda pek değişmiyor, ancak sonraları, savaşlar nedeniyle evlerin, binaların, fabrikaların yıkılmasıyla ve savaş dönemlerindeki fiyat hareketleri nedeniyle sermaye birikimi erozyona uğruyor, yani servet/gelir oranı düşüyor. Birinci Dünya Savaşı sonunda sermaye birikimi bir yıllık gelirin sadece 3 katına iniyor.… Devam >>