Kategori arşivi: Ünlü Ermeniler

Aycan Solmaz: Ermeni öncü kadın Zabel Yesayan’ın anısına

“Kadınlar nereye gitti?” Bu soruyu Merih Hovnanyan Ermeni kadınlarına dair bir makalesinde başlık yapmış. Ben de bu soruya sohbetlerin birinde tanık olmuştum. Karşısındaki insanın gasp edilen Ermeni malları ve gayri mülklerine dair kendince ve tabii ki de devlet aklıyla açıklamasına karşı ona, “sen mal mülklerden bahsediyorsun da ben sana bir soru sorayım o mal ve mülk bir şekilde başkasına geçse de, harabe olsa da orada. Peki bu insanlar nereye gitti?

Bu soru o kişiyi de beni de çok etkilemişti. O kişinin buna verilecek elle tutulur bir cevabı olmadı tabi ki, çünkü tarih anlayışında bir yere denk düşmüyordu. Soykırımı kabul etmeyen birçok insan için bu noktanın pek de bir anlamı yoktu.… Devam >> “Aycan Solmaz: Ermeni öncü kadın Zabel Yesayan’ın anısına”

Ermeni Soykırımı’nda suskunluğun başlangıcı: Gomidas Vartabed

Ermeni, Türk ve Kürt müziği adına önemli çalışmalar yapan Gomidas, doğduğu Anadolu topraklarında ne yazık ki yeterince tanınmıyor.

Gomidas, Anadolu’da mesafe tanımaksızın köy köy dolaşarak, halkların söylediği müzikleri toplayan ve notaya geçiren ilk sanatçıdır.

1869 yılında Kütahya’da Soğomon Soğomonyan (sonradan Gomidas ismini alır). Çocukluğu kederli ve yoksunlukla geçer. Annesini daha bir yaşından küçükken kaybeden Gomidas, babasının işleriyle meşgul olmasından dolayı büyük annesi tarafından yetiştirilir.

Gomidas, 7 yaşındayken bölgedeki ilkokulu bitirir bitirmez babası onu eğitimine devam etmesi için Broosa’ya (Bursa) yollar. Fakat uyum sağlamakta zorluk çektiği için dört ay sonra tekrar Kütahya’ya dönen Gomidas, kısa bir süre sonra da babasını kaybeder.

1881’de daha 12 yaşındayken Kütahya’da G.… Devam >> “Ermeni Soykırımı’nda suskunluğun başlangıcı: Gomidas Vartabed”

Rojava’da 40 gün (3): “Bana önderlik edecek olan Nubar gibi önümden yürümeli”

“Ermenilere burada yer yok”

Her şey Ermeni Soykırımı’nın 100. yılına denk gelen günlerde tarihin en uzun süren MGK kararlarında “Çöktürme Planı”nın devreye konularak Kürt halkı için çıkarılan fermanlarla başladı. Yani yine “taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak” denilmiş, “tek adam”ın emirleri doğrultusunda harekete geçen Özel Harekatçılar katliamlar uygulamaya başlamıştı. Uluslararası antlaşmalarda Türkiye’nin de bizzat taraf olduğu sözleşmeler rafa kaldırılarak, kural tanınmayarak savaş suçu olan uygulamalara tanık olduk/olmaktayız. Kayyum ile bir gecede Wan’ın Edremit ilçesine atanan belediye başkanı Ermeni Mezarlığı üzerine tuvalet yaptırarak, gerçek yüzlerini sergilemişti. Şırnak-Cizre’de PKK’lilere ait mezarlıklar dozerle kırılmış, cenazeler torbalara konularak kaldırılmıştı. Şehitliklere karşı tahammülsüzlük artık had safhadadır.… Devam >> “Rojava’da 40 gün (3): “Bana önderlik edecek olan Nubar gibi önümden yürümeli””

Rojava’da 40 gün (2): “ERMENİ’YİM, FEDAİ’YİM!”

Uzun, yorucu ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra gerillalar, enternasyonal savaşçılar eşliğinde Rojava’ya ulaşıyoruz. Her şeyi unutuyor, sevinç çığlıkları atıyoruz. Farklı bir coğrafyada olduğumuzun farkına varırken, aynı zamanda savaş koşullarında olduğumuzu öğreniyoruz. Savaşı kaybeden DAİŞ çetelerinin halen gizli kitle tabanı mevcutken zaman zaman intikam saldırılarında bulunuyorlar. Qamışlı’ya gidene kadar her tarafta Asayişi oluşturan gerillanın çok sıkı kontrolünden geçiyoruz. Asayişi sağlayan, gerillaların her adım başı denetlemelerine rastlıyoruz. Bazen çetelerin eylem yapmak için Türkiye’den geçerek gelirken yakalandıklarının haberlerini alıyoruz. Hemen yanı başımızda uzanan, kilometrelerce duvar olmasına rağmen Türkiye destekli çetelerin kendilerini patlatarak “cennete gitmek” için eylem yaptıklarını duyuyoruz.

Savaştan sonra ülkesini terk edip farklı yerlere kaçan 2-3 bin civarında Ermeni’nin kaldığı Qamışlı’da Surp Hagop Ermeni Kilisesi’ne ulaşıyoruz.… Devam >> “Rojava’da 40 gün (2): “ERMENİ’YİM, FEDAİ’YİM!””

Rojava’da 40 gün (1)

Nubar OzanyanEn son Yerevan’dan görüştüğümüzde “bizim Rojava’daki durumumuzu görmek için muhakkak gel her şey burada çok güzel, Parti teşkilatımızın Rojava’da saygınlığı ve halk tarafından sempatisi var” demişti. “Sen yeter ki gel, istediğin yerde seni karşılarım” dedikten sonra Ağustos ayında “muhakkak geleceğim” demiştik ve sözleştik. Zamansız, hiç beklemediğim bir anda çalan telefonumdan gelen haber ile yıkılmıştık. “Acı haber tez gelir” dedikleri gibi Nubar Ozanyan’ın şahadet haberi, sınırları aşarak ulaştı, Ağustos ayında görüşebilme, hasret giderebilme ortamı artık olmazken, cenazesini görme, toprağa verilirken yanında olma, son görevlerimi yerine getirmek, yaşarken vermiş olduğum “muhakkak geleceğim” sözünü yerine getirmem gerekiyordu.

Hiç bilmediğimiz bir coğrafya, diline, kültürüne, yaşam tarzına tamamen yabancı olduğumuz koşullar altında seyahatin kolay olmayacağını önceden tahmin edebiliyorduk.… Devam >> “Rojava’da 40 gün (1)”