Kategori arşivi: Politika

SAİT ÇETİNOĞLU: KAPİTALİZMİN AMOK KOŞUSUNA KARŞI MANİFESTO

Sait ÇetinoğluBir Başka Uygarlık için Manifesto’nun devamı ve tamamlayıcısı olarak düşünebileceğimiz Fikret Başkaya’nın Çöküş başlıklı son çalışması,[i] insanlığı rehin alarak içine sürüklendiğimiz açmazlardan, Marxizm’e yeniden vurgu yaparak, çıkış yollarına dair perspektifler sunan, anti kapitalist manifesto ve yeryüzünün lanetlilerine bir enternasyonal çağrısıdır.

7 bölüm ve bu bölümlerdeki tezlerini netleştiren çerçeve açıklama olarak tanımlayabileceğimiz 10 ekten oluşan, Kapitalizmin nihai Krizi Üzerine Bir Deneme alt başlıklı Çöküş, radikal düşünceye hakkını veren bir çalışma olarak, düşünmeye ve ayağa kakmaya bir çağrıdır. Biz bu kısa yazıda çalışmanın bu veçhesine daha fazla ağırlık vereceğiz.

Krizin, dar anlamda sadece ekonomiyi angaje etmediğini, insan ve toplum yaşamının tüm veçhelerini girdabına almış bulunduğunun altını çizerek, çalışmasını bindiğimiz alametin biz nereye taşıyacağına dair bir uyarı olarak niteleyen Başkaya, bataklık metaforunu kullanarak, patinaj yapan bir aracın bataklıktan çıkmasına dair öneriler olarak kısaca özetlediği çalışma, yoğun bir bilgi ile birlikte net bir alternatifi sunar/kapsar.… Devam >> “SAİT ÇETİNOĞLU: KAPİTALİZMİN AMOK KOŞUSUNA KARŞI MANİFESTO”

Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu

Francesca Coin: 70’lerde, fabrikalardaki birikim sürecinin kadınların bedeninde başladığına işaret ederek ev işini ilk eleştirenlerden biri olmuştunuz. Sonraki yıllarda ne değişti?

Silvia Federici: Ücretsiz emek patlama yaşadı. O zamanlar özel olarak ev işi diye gördüğümüz şey artık tüm topluma nüfuz etmiş durumda. Aslında, kapitalizmin tarihine bakarsak, karşılığı ödenmeyen emeğin çok yaygın olduğunu görürüz. Köleliği, yeniden üretim emeğini, yarı kölelik koşullarındaki tarım işçiliğini (campesinos’dan peones’e) düşünürsek, ücretli emeğin gerçekten istisna olduğunu görebiliriz. Karşılığı ödenmeyen iş bugün hem geleneksel formlarında hem de yeni formlarda büyümeye devam ediyor çünkü artık ücretli işe erişebilmek için insanların en azından bir miktar ücretsiz iş yapması gerekiyor.

Yunanistan’da bazı insanlar bana şimdilerde ücretli iş bulmak isteyenlerin 6-7 ay bedavaya çalışması gerektiğini söylediler ve bu başka bir sürü açıdan da geçerli: seni ücretsiz işe alıyorlar, 6-7 ay çalışıyorsun ve sonra gerisin geri eve dönüyorsun.… Devam >> “Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu”

Foti Benlisoy: Plebisiter Bonapartizmin sınıfla yaklaşan imtihanı

Foti BenlisoyBir “Pazar yazısını” mesela bir anekdotla açmak, okurun merakını kışkırtmak açısından daha uygun bir yöntem olsa da şefçi rejimin doğasına dair kafa karışıklığı, şu malum “ne yapmalı” sorusunun cevabını kabak tadı verircesine çarpıttığından bu hususta biraz “katır kutur” bir iki hatırlatmayla başlamak en iyisi. Mevcut Bonapartist girişimin rakip hizipler karşısında güç ve meşruiyet devşirme mekanizması, sandıkta ve yaygın kitle seferberliklerinde somutlaşan istikrarlı toplumsal çoğunluktur. İktidar, düzen içi hizipleri şef lehine tanzim etme ve devleti kendi suretinde yeniden örgütleme çabasında ezici sandık çoğunluğuna, büyük kalabalıkların liderin idaresinde mobilize edilmesine, yani“milli irade” mitine, şefin milli iradenin otantik temsilcisi olduğu varsayımının doğrulanmasına dayanmak zorundadır.… Devam >> “Foti Benlisoy: Plebisiter Bonapartizmin sınıfla yaklaşan imtihanı”

Foti Benlisoy: Adalet yürüyüşü ve yatay sınıf savaşları

Foti BenlisoyAlt sınıfların siyasete kendi çıkarları adına müdahale etmesini sağlayacak programatik ve örgütsel yığınağın bulunmadığı mevcut koşullarda, istibdat rejiminin kalıcılaşıp kalıcılaşmaması, tek bir sorunun cevabına bağlı görünüyor: Hâkim sınıf, ulusal düzeyde kapitalist üretim ilişkilerine yasal ve kurumsal bir çerçeve sağlayarak sermaye birikimi sürecinin koşullarını düzenleyen devleti “reise” teslim etmeye rıza gösterecek midir, yoksa göstermeyecek midir? Başka bir deyişle, yeni rejimin akıbeti, hâkim sınıfın, devletin birlik ve bütünlüğünün Erdoğan’ın bedeninde sağlanmasına rıza gösterip göstermemesine bağlıdır. Şefçi rejimin istikrar kazanması, siyaseten zayıflamış da olsa hâkim sınıfın bir bütün olarak lidere boyun eğmeyi, liderce bütünleştirilmeyi, dolayısıyla siyaseten pasifize olmayı kabul etmesini gerektirmektedir. Çünkü devletin kurumsal mimarisinin “reis” merkezli olarak yeniden yapılandırılmasına yönelik Bonapartist girişim, farklı ve çelişen çıkarlara sahip hâkim sınıf hiziplerinin lidere tabi kılınarak “siyaseten mülksüzleştirilmesi”, yani siyasal alanı etkileme/belirleme kapasitesinin mutlak bir biçimde zayıflatılması anlamına gelecektir.… Devam >> “Foti Benlisoy: Adalet yürüyüşü ve yatay sınıf savaşları”

Foti Benlisoy: “Planları birbirine düşürmek Parisli ile taşralıyı” Gezi’den Firuzağa’ya, nasıl yapmalıyız?

“Ayaklanmalar olmadığı için tehlike olmadığı söylendi. Toplumun yüzeyinde gözle görünür düzensizlikler olmadığı için bir devrimin söz konusu olmadığı söylendi. Efendiler, yanıldığınızı söylememe müsaade edin” diye başlıyordu sözlerine meclis kürsüsündeki Alexis de Tocqueville. Fransız devrimi sırasında giyotinden şans eseri kurtulan aristokratik bir ailenin ahfadı olan ve devrimci bir kalkışmaya dair herhangi bir sempatisi olduğunu asla söyleyemeyeceğimiz ünlü hatip, sözlerine şöyle devam ediyordu: “Efendiler esas kanaatim şudur:   İnanıyorum ki şu anda bir volkanın üzerinde uyuyoruz. (…) İnkârı kabil olmayan bir sezgiyle, bir içgüdüyle Avrupa’da yerin bir kez daha sallandığını hissetmiyor musunuz? Nasıl desem, havada bir devrim yelinin olduğunu hissetmiyor musunuz? Kimsenin ne zaman çıkacağını, ne zaman eseceğini, ne de inanın kimleri onunla birlikte sürükleyeceğini bilmediği bir yel bu (…) Bugün yarından emin olduğunuzu söyleyebiliyor musunuz?… Devam >> “Foti Benlisoy: “Planları birbirine düşürmek Parisli ile taşralıyı” Gezi’den Firuzağa’ya, nasıl yapmalıyız?”