Kategori arşivi: Söyleşi

Ermeni Soykırımı’nın 3 faili

Gerek dünyada gerekse de Türkiye’de resmi ya da gayri resmi tarih yazımında soykırım, asıl olarak bilimsel ya da edebi türlerde ele alınırken, çoğunlukla mağdurun bakış açışıyla anlatılmıştır. Soykırıma uğrayan grup, kitle, topluluk ve/veya ırkın; sosyolojik, psikolojik, siyasal, sosyal ve kültürel pozisyonunun neden ve sonuçları açıklanırken, bu kıyımın duygusal etkileri de göz önüne serilmeye çalışılmıştır. Elimizde bulunan Ümit Kurt imzalı Antep – 1915 isimli kitap, Ermeni Soykırımı’nı, dönemin faili olan üç figür üzerinden incelemeye alırken, bir bilimsel çalışma titizliğinde ilerliyor ancak gerek dilsel gerek anlatı biçimlerini de ötelemeden duygusal bir bütünlük kurmaya çalışıyor.

İletişim Yayınları’ndan Merve Öztürk editörlüğünde, titizlikle hazırlanan kitap, faillerin yeni rejim ile ödüllendirildikleri noktasının ayrıca üzerinde dururken, soykırıma katılanların, ayrıntılı bir listesini de sunuyor.… Devam >>

Kuzey Suriye Federasyonu’na dair merak edilen sorular ve cevapları

Foza YusufKuzey Suriye Demokratik Federasyonu deyince ne anlamak gerekiyor? Neden Rojava değil de Kuzey Suriye Federasyonu? Bu ve benzeri merak edilen soruları Fedarasyon’un Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Foza Yusuf yanıtladı. Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu her biri iki kantondan oluşan Cizre, Fırat ve Afrin bölgeleri ile Rakka ve Minbic özerk bölgeleri olarak coğrafi sınırlarını belirlemiş durumda.

22 Eylül’deki komün seçimlerinin ardından halihazırdaki kurucu meclis görevine son verecek ve yerini seçimle gelmiş halkların kongresine bırakacak.

Peki, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu deyince ne anlamak gerekiyor? Neden Rojava değil de Kuzey Suriye Federasyonu?

Bu ve benzeri merak edilen sorular Fedarasyon’un Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Foza Yusuf yanıtladı.

dihaber‘e konuşan Yusuf’un bölge ve kantonların neye göre belirlendiği sorusuna yanıtı şöyle:

“Önceleri yönetimi örgütleme biçimi kanton esasına dayalıydı.Devam >>

Süryani kadınlar devrimin bir parçası

Süryani kadınlar olarak devrim ruhunu yakalayacak, mevcut gelişmelere ayak uyduracak düzeye geldik. Kendimizi Suriyeli kadınların genel örgütünün bir parçası olarak görüyoruz. Sorunlarımız bir, bu nedenle özgür bir gelecek yaratmak için birlik olmalıyız.

Kadınlardan oluşan askeri bir gücün kurulması tarihi bir kazanım. Çünkü Süryani kadınlar öldürülme, tecavüz, esarete maruz kaldı. Zorla dinleri değiştirildi, kabul etmeyenler çocuklarının gözleri önünde öldürüldü. Bu nedenle silahlanmaları bir devrim niteliğinde.

Tarih boyunca katliam, sürgün ve asimilasyona uğrayan halklardan biri olan Süryaniler, Rojava Devrimi’yle birlikte ‘kendini savunamayan bir halk’ pozisyonundan çıkıp devrimin bir parçası oldu. Süryani kadınlar, BAAS rejimin baskıları nedeniyle sadece Avrupa’da örgütlenebildiler. Bulundukları topraklar üzerinde örgütlenmeleri ise Rojava Devrimi’yle mümkün oldu.… Devam >>

Kadir Akın: Soykırım kültürel birikimi yok etti

Entelektüel ve kültürel bütün birikim soykırımla yok edildi. El zanaatları, resim, tiyatro, opera, mimarlık, müzik her alan çoraklaştırıldı. Benim üzerinde durduğum konu ise sosyalizmin bu topraklardaki köklerinin zarar görmesidir.

Araştırmacı Yazar Kadir Akın, Türk solunun tarihini TKP ile başlatmasının yüz yıllık bir çarpıtma olduğunu belirtiyor ve ekliyor: ‘’Yüzleşme olmadan geleceği kurmak, hele birlikte kurmak hiç mümkün değil. Dolayısıyla sosyalist hareket kendisini yeniden kurarken, tarihini de yeniden ele almak zorunda…’’

Kadir Akın, ‘Ermeni Devrimci Paramaz’ kitabında Türk şovenizmini ve onun sol içindeki derin etkilerini de irdeleyen bir tür özeleştiri niteliği taşıyor. Akın, soykırımdan önce Ermeni devrimci hareketinin Anadolu Federasyonu talebinin bugün Kürt hareketinin savunduğu taleplerle neredeyse birebir olduğunu ifade etti.… Devam >>

Kadir Akın: Milli solculuk sosyalizmi kirletti

Bu topraklardaki sosyalist hareketin öncüleri Türk olmadıkları için görmezden gelindi ve yok sayıldılar! Boğazına kadar milliyetçiliğe batmış Türk sosyalistleri başta Ermeni devrimciler olmak üzere diğer uluslardan sosyalistleri “hep arkadan vurmakla” suçladılar. Sosyal şovenizm, tereddüt görmeden devrimci bir politika olarak benimsendi ve kabul gördü. Bu sosyalizmin tümüyle ulusçulukla kirlenmesini sağladı.

Paramaz (Matdeos Sarkisyan) İstanbul’a doğru yola çıkarken, başına geleceklerden elbette habersizdir. İstanbul onun için 1908 yılında ilan edilen Meşrutiyet sonrası vaktinin büyük bölümünü geçirdiği kenttir. Paramaz, devlet için Van’daki tutukluluğu ve mahkemedeki tutumu nedeniyle bilenen bir isimdi. Daha İstanbul’a ayak bastığı andan itibaren takibe alınır. Paramaz ve yoldaşlarına yönelik operasyon 1914 yılının 16 Temmuz’unda İstanbul’da başlar, Ağustos ayının sonuna kadar devam eder.… Devam >>

6-7 Eylül olayları: “Susanlar da suçlu” [Mihail Vasilyadis ile söyleşi]

6 Eylül 1955 günü saat 13.00’te, devlet radyosu, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı saldırı düzenlendiği haberini verdi. Bu haber, aynı gün öğleden sonra İstanbul Ekspres gazetesinin yaptığı iki baskıyla yayıldı. Günün ilerleyen saatlerinde çeşitli öğrenci gruplarının ve Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin çağrısıyla Taksim Meydanı’nda bir gösteri düzenlendi. Gösterinin ardından bazı gruplar İstiklal Caddesi’nde gayrimüslimlere ait işyerlerini yıkıp yağmalamaya başladı. Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy ve Adalar’da yağma ve şiddet olayları meydana geldi. Resmî kaynaklara göre, olaylar sonucunda 4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ve aralarında çeşitli işyerlerinin bulunduğu 5317 tesis saldırıya uğradı ve tahrip edildi.… Devam >>

‘Buraları gavurlara kaptırmıycaz herhalde!’

Mardin’de Süryanilere ait çok sayıda kilise, manastır ve mezarlık Haziran ayında Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi.

Mardin’in büyükşehir olmasının ardından köyler resmi olarak mahalleye dönüştürüldü ve il idaresine bağlandı. Bu yasal değişiklikten sonra Mardin Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu, Süryanilere ait çok sayıda kilise, manastır, mezarlık gibi mülkleri kamu kurumlarına devretti.

Mor Gabriel Manastırı Vakfı, karara itiraz etse de itirazları tasfiye komisyonunca reddedildi. Hazine’ye aktarılan mülkler, Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi.

Süryaniler kararın iptali için mahkemeye başvurdu. Dava dilekçesinde Lozan Antlaşması’na da dikkat çekilerek Hazine adına yapılan tescilin antlaşmanın ihlali olduğu vurgulandı.

Bugün ise malların Diyanet’e devri iptal oldu ama tescilleri halen Hazine’de.… Devam >>