Kategori arşivi: Süryani-Asuri-Kildani-Nasturi Soykırımı

David Gaunt: Katliamlar, Direnişler, Koruyucular, Bir Araştırma Merakının Gelişim Süreci

İsveç’te üniversitede tarih okuturken, yıllarca aileleri Ortadoğu kökenli öğrencilerle pek çok ilişkim oldu. Anlattıkları Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, ailelerinin yaşadıkları tecrübeler ve sıkıntıları can kulağıyla dinleyip büyülendim. Öğrencilerimle diyalog halinde, öğrencilerimin geldikleri yerlerde olup bitenlere dair tarihsel kanıtlar toplamaya başladım. Buraları daha çok Türkiye’nin Diyarbakır, Mardin, Botan ve Hakkâri gibi bölgeleri ile İran, Irak ve Suriye’nin komşu yöreleriydi. Çok karmaşık ve çekişmeli olan bölge fırtınalı bir tarihe sahipti. Toplayabildiğimiz bilgilerin çoğu hiçbir kuşağın kendisini kurtaramadığı kitlesel şiddetle ilgiliydi. Doğrusu, bir toplum tarihçisi olarak bu durumu müthiş ilginç buldum. Çünkü Avrupa’da da dışarıda da kitlesel şiddeti açıklamanın bir hayli zor olduğu görülmüştü.… Devam >>

David Gaunt: Sahnenin Hazırlanması: Kürtler Hakkari Asurilerini Yok Etmeye Başlıyorlar

Birkaç istisnayla, güneydoğu Anadolu’daki Süryani ve Ermeni yerleşimleri, Kürtlerin nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları ve ağa denilen Kürt reislerin yerel siyasi gücü ellerinde bulundur­dukları bölgelerdi. Modernlik Öncesi zamanlarda, Süryaniler ve Kürtler birbirlerine yakın yerlerde yaşarlardı. Geleneksel olarak, Asur dini lider Mar Şimun’un, yönetimde Hakkâri emirinden sonra geliyor ve yokluğunda emire vekâlet ediyordu. Diyarbakır vila­yetinde birçok Kürt aşiret konfederasyonunun Süryani üyeleri vardı. Daimi olarak Muhallemi ve Mardin’in Ömerli sancağında İkamet eden Nisanay aşiretleri, Hıristiyan kökenliydiler ve bu du­rumu anımsarcasına, bazıları Hıristiyan akrabalarıyla bağlarını korumaya devam ediyordu.

Aynı zamanda, Kürt folkloru Er­menilere karşı değil, Süryanilere karşı dostça tutumlardan söz ediyordu. Nasturiler hakkındaki bir Kürt atasözü şöyleydi: ”On­larla bizim aramızda bir saç kılı kadar fark var ama Ermenilerle aramızda bir dağ kadar fark var.” Kürt erkekleri ve Nasturi kadınlar arasındaki aşklara da rastlanıyordu.… Devam >>

Sait Çetinoğlu: Asuri-Süryani Soykırımı/Sayfo ve Direnişin Bir Yaşam Biçimine Dönüşmesi

Sait ÇetinoğluAsur İmparatorluğunun dağılmasından itibaren Asuri-Süryani halkıları[i]  2500 yıldır hayatta kalma mücadelesi içinde ve yok olmamak için  direnme gerçeği ile karşı karşıyadır. Yakındoğu’daki son Hıristiyan Asuri- Süryani devletleri Gassani (Batı) ve Lahmi (Doğu) kırallılarının İslam’ın yükselişine karşı duramayarak  dağılmasıyla birlikte yakındoğu’da Hıristiyan siyasi birliğininin tarih olması. Bölgedeki  Hıristiyanlar ve İslam dışındaki halklarla birlikte Asuri-Süryani halkların  yaşamı ölüm kalım savaşına dönüşmüştür. Bu nedenle direnişin bu kadim halkın yaşam biçimine sindiğini söylemek yanlış olmaz.

Bu gelenek ve 1915 Soykırımı / Sayfo sürecinde çeşitli bölgelerde sergilenen direnişler,  adalet isteminin  günümüze taşınmasında en önemli köşe taşlarından biri olduğu, tarihsel haksızlığın yüz yıldır unutulmadığını, Soykırım kurbanlarının evlatlarının  adalet arayışında seslerinin dünyanın her tarafında güçlü çıkmasında ve seslerini  duyurabilmesinin en önemli tarihsel dayanaklardan biridir.… Devam >>

David Vergili: Süryani Soykırımı

“Doğu rüzgarı bizi savurdu. Herkes canının çektiği yere gittiğinden, yeryüzünde dört bir yana savrulduk.” Süryani bilge Mor Afrem

Mezopotamya uygarlığının kadim halklarından Süryaniler, tarih boyunca farklı zamanlarda farklı egemen güç ve odakların saldırılarına ve yıkıcı politikalarına maruz kaldı. Birinci Dünya Savaşı esnasında, Osmanlı-Türk yöneticilerinin Süryaniler’e uyguladığı soykrım en üst noktayı teşkil etmektedir. İmparatorluğun doğu ve uzak bölgelerinde bulunan Süryaniler yaşadıkları soykırımı bir asır sonra tekrar, IŞİD ve benzeri gruplar ile yaşamakta ve belirsiz bir gelecek ile karşı karşıya bulunmaktadırlar.

Tarihte yerini doğu ve batı arasında köprü işlevi olarak değerlendiren Süryaniler, yüzyıllar boyunca öncelikle Yunan edebiyatını Arapçaya tercüme ederek Arap yarımadasına ulaşmasına kilit rol oynar ve kurdukları felsefi ve dini eğitim okulları ile Mezopotamya’yı bilim ve entellektüel düşüncenin merkezi haline getirirler.… Devam >>

Antakya ve tüm Doğu Süryani Ortodoks Patrikliğinin Almanya Başbakanı Joachim Gauck’a Mektubu

Bab Tuma PK 22260
Şam Suriye
NO EN 175/15

Ekselanslari Joachim Gauck Federal Başkanlik Bürosu
Spreeweg 1 10557 Berlin

Ekselansları , 1915 te Osmanlı İmparatorluğunda başlayan ve şimdi Almanya’da bu konu ile ilgili soykırım tartışmasını büyük bir ilgi ile izliyoruz. Fakat, politik kaygılardan dolayı “Soykırım“ kelimesinden imtina etmeyi  büyük bir hayretle izliyoruz. Bu karanlık yıllarda, kilisemiz,  inananlarının çoğunluğunu kaybetti. Soykırımın oluşturduğu bu yaraya biz Süryani-Arami dilinde ” Seyfo “ diyoruz.

Türkiye devletinin bugüne kadar devam eden inkar politikası gerceği, bu yaranın kapanmasına engel oluyor. Yirminci asrın bu ilk soykırımının 1,5 milyon Ermeni yarim milyon Süryanice konuşan Hıristiyan ve binlerce başka milliyet ve mezhebe bağlı Hıristiyanın kaybına sebep oldu.… Devam >>

Başpiskopos Adday Şer ve Kildanilerin Siirt’te toplu katliamı

Siirt şehri, Bitlis’in güneybatı yönünde 50 km uzaklıkta, Mardin’den 4 günlük yürüyüş mesafesindedir. Botan nehrinin, Sason dağlarının güney yamaçlarında oluşturduğu güzel bir vadi’de bulunur. Bağlar, bademlikler, incir, nar ve fındık ağaçları ile iki katlı evler inşa edilmişlerdir. Bu bir tür alçıdır ve evlerin nemli ve kırılgan olmasını sağlar.[1] Uzaktan beyaz evleriyle şehrin güzel bir görüntüsü vardır. Ama bunlar genellikle haraptır ve lağımlar açıktan, yollarda akar.

Siirt sancağı 60.000’den fazla Hıristiyan barındırır. Bunlardan 25.000 Ermeni Havari’dir.[2] 20.000 Yakubi, 15.000’i Kildani bazı Süryani Katolik ve Nasturi vardır. Şehrin nüfusu 1914’te yaklaşık 7442 kişi olarak belirlenmiştir. 3320’si Kürt, 4032 (423 aile) Ermeni’dir.… Devam >>

Qıllıth 1915: Süryani Soykırımından Bir Sahife

Qıllıth [Dereiçi]: 1000 nüfus, 600 Yakubi, 100 Protestan, 60 Süryani Katolik, kalanı Müslüman… [1914]

Qıllıṯ [Qelıṯ][1]

Platonun kuzeyinde Mardin’den 30 km. mesafede 1000 kişilik bir yerleşimdir. 1500 metrelik bir tepenin yamacına kurulmuştur. Bağlar ve bahçeler arasındadır. Köyün aşağılarında nehir kıyısında kavak, söğüt ormanı bulunur.[2]  (Turabdinin cenneti) olarak adlandırılır. Köyün merkezinde 7 yy’dan kalma eski bir Yakubi kilisesi Mar Yuẖanna bulunur. Beş ruhban görevlidir. Halkın ¾’ü Hıristiyan’dır. 600 Yakubi, 100 Protestan, 60 Süryani Katolik’tir. Süryani Katolik kilisesi 1881’den kalmadır. Protestan mabeti de aynı demirdendir. Halkın maddi durumu iyidir. Toprakları ve sürüleri vardır. Hükümet Kürt ağaları saldırıya yöneltir. Hıristiyanlar kiliseye sığınırlar. Canlı canlı yakılırlar.… Devam >>