Kategori arşivi: Tarih

Zlatko F.: Osmanlı Döneminde Bulgar Ve Ermeni Hareketlerinde Anarşizm Etkisi

Balkan halklarının, devletlerin (imparatorlukların) katliamlarına ve sömürü aygıtlarına karşı kendi koşullarında geliştirdiği mücadele yöntemlerini değerlendirirken yine aynı dönemde etkileşimde olduğu diğer coğrafyalardaki hareketlilikleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Özellikle Bakunin’in halkların özgürlük mücadelesi fikirlerinin ve Slavlara Çağrı metninin Bulgarcaya çevrilmesi ile Slav halklarında, yönetimi altında bulundukları imparatorluklara karşı bir hareketlenme başlamıştır. Bu hareketlenmenin en büyük yansımalarından biri olan İç Makedonya Devrimci Örgütü (IMRO) 1893’te bağımsız bir Makedonya Federasyonu oluşturma amacıyla kurulmuş ve Bulgaristan, Sırbistan ve Trakya’dan da devrimcilerin içinde yer aldığı Cenevre grubu ile de çok yakın ilişki kurmuştur.

İlerleyen yıllarda Bakunin’in “eylemle propaganda” fikri ile ilgili metinlerin Bulgarcaya çevrildiği ve Balkan halklarının mücadelesinde oluşan yaratıcı yöntemlerin gelişmesinde anarşizmin önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz.… Devam >>

Garo Sasuni: 1930 Ararat İsyanı

Kürt bağımsızlık hareketi ve Ermeni-Kürt ilişkileri tarihinin en önemli sayfası 1930 yılı Haziranının başında patlak veren son Büyük Ararat İsyanıdır.

Dört yıllık Kürt bağımsızlık hareketini inceleyip, olayları tartar ve bir eleştiri ile onun değerini ölçersek, görürüz ki “Ararat” isyanmın bütün Kürdistan’ı kapsamamış ve büyük Kürt kitlelerini kendisiyle sürüklememiş olmasına rağmen, açık siyasi kavramı, düzenli örgütü, askeri disiplini ve direnişi ve de bilinçli Ermeni-Kürt dostluğu ile birinci derecede öneme sahip bir Kürt hareketidir. Bu savaş Kürt bağımsızlık hareketlerinin en büyük safhalarından biri veyahutta en önemlisi kabul edilebilir ve ilerideki Ermeni-Kürt siyasi hayatına çok büyük etkide bulunmuştur.

Göımüş olduğumuz gibi 1928-1929 yıllarında Kürtler, Türk hükümetinin parçalayıcı hareketlerine karşı direnmek, kendisini müdafaa etme savaşlarını vermek ve daha tehlikeli hücumlara karşı koyabilmek için örgütlenmeye ve savaşmaya hazırlanmıştı.… Devam >>

Taner Akçam: Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları

1922 yılında Paris’te Ermenice bir kitap yayımlanır; kitabın adı Acı Çekenlerin Sesi (Tsayn Darabelots), yazarı B. Donabedian’dır. Aslında Donabedian’ın kitaba yazdığı önsözde söylediği gibi, kitabın tek bir yazarı yoktur. Yüzlerce farklı kişi tarafından yazılmış mektupların biraraya toplanmasından oluşmuştur. Mektupların hemen hepsi, soykırımdan kurtulmuş veya kurtulup kurtulamadıkları henüz daha belli olmayan Ermeniler tarafından 1916-1919 yılları arasında yazılmıştır. Her bir mektup, yaşananların sıcağı sıcağına anlatılmasından ibarettir. Birincil el tanıklar, daha olayların içinde iken, ümitsizce akraba, eş ve dost aramakta, onlara başlarından geçenleri tüm detayları ile aktarmakta ve yardım istemektedirler.

Bu mektuplar içinde neler yok ki… Aynı köyde onlarca yıldır birarada yaşadıkları komşuları tarafından nasıl saldırıya uğradıklarını anlatanlardan tutun da, iyi niyetli Müslümanların yardım çabalarına kadar, her şeyi ama her şeyi, ayrıntılı yer ve şahıs isimleriyle bulmak mümkün.… Devam >>

Tarihçi Kieser: Modern Türkiye’nin eş kurucusu Talat Paşa

Modern Türkiye’nin doğuşu ve erken dönem Cumhuriyet tarihi üzerine esasında yerli ve yabancı birçok çalışma, araştırma, tez ve kitap yayımlandı. Bu anlamda ciddi bir külliyattan bahsetmek mümkün.

Ancak bu literatürdeki önemli boşluklardan bir tanesi yıkılışından hemen önce hem Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderini tayin etmiş hem de yeni kurulan Türk ulus devletinin temellerini atmış İttihat ve Terakki liderlerinin biyografilerinin olmaması. Hakikaten ciddi anlamda farklı arşiv malzemelerinden ve kaynaklardan faydalanılarak yapılan çalışmalardan yoksun durumdayız.

Bu liderlerden biri ve en önemlisi Talat Paşa. Türkiye üzerinde hala belki de “hayaletinin” dolaştığını iddia edebileceğimiz bir tarihsel şahsiyet olan Talat’ın hayat hikayesi, ideolojik formasyonu, İttihat ve Terakki içindeki rolü, İmparatorluğun yaşam mücadelesi verdiği dönemdeki eylemleri vs.… Devam >>

Sait Çetinoğlu: Turan’a Aralanan Kapı (!): Bakü’nun  Fethi 16 Eylül 1918

Sait Çetinoğlu100 yıl önce bugün Bakü Osmanlı ordularınca  işgal edildi. 100. Yıl nedeniyle fatihlere ilişkin yazılar  yayınlanmakta ve günün mana ve önemine dair toplantılar yapılmaktadır. Hatta Erdoğan’ın Azerbaycan ziyaretinin de bu günlere denk getirilmesinin de ayrı bir önem taşıdığının altını çizmek gerekir.

Bakü,  Enver Paşa’nın kardeşi Nuri (Killiğil) Paşa’nın komuta ettiği Kafkas İslam Ordusu tarafından muhasara edilmiş ancak şehre saldırılasrında bir sonuç elde edemeştirtir. Tam bu sırada amcası Halil (Kut) Paşa* da Şark Orduları Grup Kumandanı olarak Bakü önlerine gelir. 9 Eylül 1918 günü amca yeğen kucaklaşır. Kucaklaşma iklimini Yüzbaşı Selahattin şu sözlerle nakleder:

“Baku’yu çeviren Ordu Karargahında bulunmak üzere Azerbaycan sınırlarına girdik.… Devam >>

Nick Brauns: 150 yıllık Türk-Alman silah kardeşliği

Prusya subayı Helmuth von Moltke, 1836’da Türkiye’deki Osmanlı ordusuna eğitimci olarak üç yıllığına atandı. Moltke, Türkiye’deki şartlar ve olaylar üzerine yazdığı mektuplarında Kürt ayaklanmalarına karşı savaşta da yer aldığını belirtmişti. Moltke, gelecekte Türk yönetiminin istikrarında Almanya’nın rolünü kehanet edercesine şu sözlerle ifade edecekti: “Osmanlı gücünü engellemek, uzun zamandır Batı ordularının görevi olmuştur.” O zamanda oluşan ‘Moltke Efsanesi’, Türkiye ve Almanya’da devam eden egemen sınıflar arasındaki stratejik ortaklığın başlangıcıydı/fragmanıydı. Yere göğe sığdırılamayan silah kardeşliği, her daim Türkiye halklarının ve Ortadoğu’nun barışı pahasına sürdürüldü.

Alman imparatorluğu, 1871’de birleşik ulusal devletin kurulmasından sonra ilk olarak büyük güçlerle ilişkilerde statükonun korunmasına öncelik verdi. Zamanın Şansölyesi Otto von Bismarck, bir Pomeranyanlı silahşörün oryantalist kavgaları için kimsenin canına zarar gelmesine değmeyeceğini açıklamıştı.… Devam >>

İHD’den 6/7 Eylül 1955 Sorusu: Yalnızca Bir Devlet Operasyonu mu?

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonu yarın 63. yılını dolduracak olan 6/7 Eylül pogromuyla ilgili açıklama yaptı.

“6/7 Eylül 1955 kitlesel pogromu sırasında neler olduğunu bu ülkede resmi tarihi reddeden herkes artık biliyor” denilen açıklamada “Ellerinde Türk bayrakları, kamyonlarla taşınan kalabalık grupların başta Rumlar olmak üzere Yahudi, Ermeni, Müslüman olmayan yurttaşların ev ve işyerlerine saldırdığı, 40 kilometrekarelik bir alanda yaktığı, yıktığı, yağmaladığı, linç ettiği, tecavüz ettiği, öldürdüğü çok yazılıp çizildi” vurgusu yer aldı. Açıklama şöyle devam etti:

“Titizlikle örgütlenmiş özel harekat faaliyeti”

“İHD İstanbul Şubesi, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak bizler her yıl 6/7 Eylül’de yayınladığımız basın açıklamalarımızda yazdık: Bu bir devlet operasyonuydu.… Devam >>