Kategori arşivi: Tarih

Gülşen İşeri: Mustafa Suphi’lerden bu yana ‘devlette süreklilik…’

Karadeniz denilince akla mikro milliyetçilikten tutunda ırkçılığa, HES’lerle mücadeleden Terzi Fikri’nin hikayesine kadar uzanan, iç içe geçmiş bir sarmaldan söz edebiliriz. Karadeniz hırçındır, derindir, yaralıdır, inatçıdır! Bir de ‘komünist’ düşmanıdır!

80 sonrası yaşanılan ‘temizleme’ politikası Fatsa’nın sembol belediye başkanı olan Terzi Fikri’nin (Fikri Sönmez)getirdiği yenilikleri de alıp götürmüştü. 80 sonrası Fatsa’ya yapılan operasyonda Terzi Fikri tutuklandı. 5 yıl kaldığı hapishanede kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Aslında Karadeniz, 1921 yılında 15’leri derin sularına aldığında Türkiye’nin bir utancı olarak kalmıştı.

1921 yılından bu yana “devlette süreklilik esastır” geleneği sürüyor!

15’lerin hikayesi ne kadar derinse, o kadar da trajediydi… Türkiye Bolşevik Fırkası Başkanı gazeteci Mustafa Suphi, eşi Maria ve 13 yoldaşı Ankara’da Mustafa Kemal ile görüşmek için Bakü’den yola çıkmıştı… Devlete güven olmayacağını o yıllarda da öğretmişti!… Devam >> “Gülşen İşeri: Mustafa Suphi’lerden bu yana ‘devlette süreklilik…’”

‘Paramazları görmezden gelmek, enternasyonalist bir tutum değil’

Evrensel’den İsmail Afacan, ‘Red’ Belgeselinin Yönetmeni Kadir Akın’la belgesel üzerinden Paramazların mücadelesini ve güncelliğini konuştu. “Paramazların idamları bize sosyalist hareketin deneysiz ve hafızasız bırakıldığını gösteriyor” diyen Akın, Paramaz ve arkadaşlarını görmezden gelmenin enternasyonalist bir tutum olmadığını söylüyor.

İsmail Afacan: Paramazları anlatan bir belgesel çektiniz. Belgesel çekme fikri nasıl ortaya çıktı?

Kadir Akın: Unutulmuş, ya da yok sayılmış bu konuyu incelemeye ve üzerinde çalışmaya başladığımda ilk aklıma gelen “Ben bunu belgesel yapmalıyım” oldu. Buna dönük kimi çabaların içine de girdim. Ama sonuçta bu alana yabancıydım ve ilk denemem olacaktı. Araştırmalarım sonucunda öğrendiklerim beni bir labirentin içine sokmuştu. Özellikle ilk kez gittiğim Beyrut’ta daha önce tanıdığım Alex Keushkerian vasıtasıyla karşılaştığım Eski Milletvekili, Tarihçi Yegiğ Cerecyan’ın verdiği bilgiler ve bana arşivini açması benim için şaşırtıcıydı.… Devam >> “‘Paramazları görmezden gelmek, enternasyonalist bir tutum değil’”

Rosa Luxemburg: Sosyal Demokrasi ve Türkiye’de Ulusal Savaşımlar

I. Türkiye’de Durum

Parti basınında, hepimiz Türkiye’deki olayları özellikle de Rus tarafının saltdiplomasi entrikalarıyla örülmüş bir oyunun saf bir ürünü olarak sunma girişimlerine sık sık rastlarız [A] Hatta zaman zaman basında Türkiye’deki zulmün aslında yalan olduğunu, Başıbozukların dini bütün Hıristiyanlardan oluştuğunu ve Ermeni isyanlarının Rus rublesine satılmış ajanların işi olduğunu iddia eden sözler bile duyuyoruz.

En başta, bu durumla ilgili çarpıcı olan, yazılıp çizilenlerin burjuvazinin duruşundan temelde farklı olmamasıdır. Her iki örnekte de büyük toplumsal olayların çeşitli “ajanlar”a, yani diplomatik temsilciliklerin maksatlı eylemlerine indirgenmesiyle karşı karşıyayız. Burjuva siyasetçiler açısından, elbette bu görüşler hiç de şaşırtıcı değildir: Bu insanlar gerçekten de tarihi bu alandayaptıklarından, örülen diplomatik entrika ağlarının en küçük ilmekleri bile kısa vadeli çıkarları peşinde aldıkları pozisyonlar için büyük pratik önem taşır.… Devam >> “Rosa Luxemburg: Sosyal Demokrasi ve Türkiye’de Ulusal Savaşımlar”

Tanıl Bora: Rosa

Dün, Rosa Luxemburg’un öldürülmesinin 100. yılıydı. Yoldaşı Karl Liebknecht’le birlikte, Berlin’deki sosyalist devrimci kalkışmayı bastırmak üzere örgütlenen milliyetçi paramiliterler tarafından öldürülmüşlerdi. Sosyal demokrat hükümetin, en hafif tabiriyle, bilgisi dahilinde.

Rosa Luxemburg, hiç şüphesiz sosyalizmin dünya çapında en gözde kurban, şehit figürlerinden biri. Reel sosyalist sistemin çöküşünden sonra, 1990’lardan itibaren, bir nostaljizmin ve devrimci-romantik poplaştırmanın kurbanı da olduğu kesin. Şehit ikonu olması, sağdan da soldan da sorgulanıyor.

Sağdan: Kurban olmanın yüklediği masumiyeti ‘hak etmediğini’ söylüyorlar. Basbayağı proletarya diktatörlüğünü savunduğunu hatırlatıyorlar. Ünlü sözü: “Özgürlük, hep, farklı düşünenin özgürlüğüdür” hikmetini, Ekim Devrimi tartışmaları bağlamında, aslında sadece komünistler arası çoğulculuğu gözeterek dile getirdiğine işaret ediyorlar.… Devam >> “Tanıl Bora: Rosa”

Zlatko F.: Osmanlı Döneminde Bulgar Ve Ermeni Hareketlerinde Anarşizm Etkisi

Balkan halklarının, devletlerin (imparatorlukların) katliamlarına ve sömürü aygıtlarına karşı kendi koşullarında geliştirdiği mücadele yöntemlerini değerlendirirken yine aynı dönemde etkileşimde olduğu diğer coğrafyalardaki hareketlilikleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Özellikle Bakunin’in halkların özgürlük mücadelesi fikirlerinin ve Slavlara Çağrı metninin Bulgarcaya çevrilmesi ile Slav halklarında, yönetimi altında bulundukları imparatorluklara karşı bir hareketlenme başlamıştır. Bu hareketlenmenin en büyük yansımalarından biri olan İç Makedonya Devrimci Örgütü (IMRO) 1893’te bağımsız bir Makedonya Federasyonu oluşturma amacıyla kurulmuş ve Bulgaristan, Sırbistan ve Trakya’dan da devrimcilerin içinde yer aldığı Cenevre grubu ile de çok yakın ilişki kurmuştur.

İlerleyen yıllarda Bakunin’in “eylemle propaganda” fikri ile ilgili metinlerin Bulgarcaya çevrildiği ve Balkan halklarının mücadelesinde oluşan yaratıcı yöntemlerin gelişmesinde anarşizmin önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz.… Devam >> “Zlatko F.: Osmanlı Döneminde Bulgar Ve Ermeni Hareketlerinde Anarşizm Etkisi”