Kategori arşivi: Türkiye ve Yakın Doğu

Ragıp Zarakolu: Ermeni fobisi

Geçen hafta Avrupa parlamentosunda Ermeni fobisini tartıştık. Maşaallah fobi deyince hiç biri eksik değil. Borsa da hisse senetlerinin iniş çıkışını takip etmek gibi bir şey. Antisemitizmden, Rum ve Ermeni fobisine, Kürt fobisine uzanan bir sinsile. Bu arada “kafir” oldukları için Süryani/Keldaniler de paylarına düşeni elbette alıyorlar. Nasturi desen, o mesele zaten 1924/25 de “hal’olmuş” Hakkari/Çölemerk’de…

Son dönemde, herhalde Ergenekon çevresi ile yeniden flört yapma sonucu, Ermeni fobisi yeniden tırmanışta. Elbette Kürt fobisine bulaştırılmadan olmaz. Nasıl 30’lar Almanya’sında Yahudiler, her “melanet”ten sorumlu ise, on yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edilen Kürt meselesi de, Ermeniliğe bulaştırılmadan olmaz.

Kadir Mısırlıoğlu’na, tarihçi olduğu iddia edilen bu zata göre, KİP kurucusu Apo, “Ermeni kökenlidir”, ele geçirilen “leşler” sünnetsizdir, hatta boyunlarında ”haç taşımaktadırlar”.… Devam >> “Ragıp Zarakolu: Ermeni fobisi”

Müslüman gibi davrandık yine de ‘gavur’ dendi

Ermeni Soykırımının üzerinden 100 yıl geçti. Tanıkların ve onların çocuklarının anlatımlarıyla 1915 Katliamı ve devamında Ermenilere reva görülenlere dair yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Çok sonradan Ermeni olduğunu öğrenen Hadi Gümüş, yıllarca türlü eziyetlere maruz kaldığını söylüyor. Yıllarca Müslüman olarak yaşayıp aynı zamanda ‘gavur muamelesi’ gördüğünü ve yaşadığı sıkıntıları gazetemize anlatan Gümüş, soykırıma rağmen Ermenilerin, bu topraklarda kardeşlik bağlarının olduğu, birlikte yaşanan günlere hasret olduğunu söyledi.

KARDEŞLİKTEN GÖÇE VARAN ÇARESİZLİK

Türkiye’de Ermenilere yönelik tutum, Ermenileri kimliklerini saklamaya itti. Birçok Ermeni ya müslümanlaştı ya da müslüman gibi davranmaya çalıştı. Bunlardan biri de Urfa Siverekli Hadi Gümüş. Ailesinin Adıyaman Gerger ilçesinin Olbiş köyünden Urfa’ya göç ettiğini söyleyen Gümüş, göç hikayelerini şöyle anlatıyor: “Soykırımdan önce Olbiş köyünün yarı nüfusu Ermeniymiş.… Devam >> “Müslüman gibi davrandık yine de ‘gavur’ dendi”

Hranouch Kharatian: Dersim’de kimlik arayışı 1. Bölüm: Dersim kimlikleri

Ermenistanlı etnolog Hranouch Kharatyan Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze izlenen Türkleştirme politikalarının Dersimliler üzerindeki etkisini inceliyor. Osmanlı’dan günümüze Dersim’in farklı toplulukları kimliklerini farklı şekillerde tanımladılar. Ama onların tanımlarından bağımsız olarak devletler her dönemde bu toplulukları yakından izledi.

Türkiye Cumhuriyeti’nde “kimlik hakkının” geçirdiği evrimler

Türkiye halkına « Türk » kimliğinin yoğun bir şekilde aşılanması ve « Türk» isminin verilmesi programı politik, ideolojik-kültürel ve zorlayıcı idari yöntemler aracılığı ile modern bir ulus devlet yaratmak için Kemal Atatürk tarafından düzenlenmiştir.

Bu program büyük bir başarı ile 1990 yılına kadar sürdürülmüştür (eğitim, tarihi açıklamalar, sosyopolitik makaleler, yer ve kişi adlarının Türkçeleştirilmesi, edebiyat, idari ve hatta pedagojik görevlerden Türk olmayan kişilerin uzaklaştırılması vb.).… Devam >> “Hranouch Kharatian: Dersim’de kimlik arayışı 1. Bölüm: Dersim kimlikleri”

Tahir Elçi Cinayeti 3. Yılında, Halen Dava Açılmadı

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesinin üzerinden 3 yıl geçti.

Yarın (28 Kasım) Elçi suikastının 3. yıldönümü ancak bu sürede olayın fail/failleri bulunmadığı gibi dosyada hiçbir gelişme kaydedilmedi.

Konuya ilişkin araştırma önergesi veren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Elçi’nin ölümünün araştırılmasının, geçmiş dönemde yaşanmış pek çok faili meçhul cinayetin aydınlatılması adına da bir adım olacağını” ifade etti.

Meclis’e sunulan önergede, “cinayetin sorumlusu olma şüphesi taşıyanların tanık olarak dinlendiği, olayın akabinde olay yeri incelemesinin yapılmadığı, soruşturmayı yürüten savcıların sürekli değiştirildiği” bilgileri de yer aldı.

Dönemin yetkilileri ne dedi?

Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır, Sur’daki Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın açıklaması sırasında öldürüldü.… Devam >> “Tahir Elçi Cinayeti 3. Yılında, Halen Dava Açılmadı”

Tanil Bora: Ebed-Müdded İttihatçılık

1 Kasım 1918, İttihat ve Terakki Cemiyeti kendini feshetmişti. Yani bir hafta önce, ilk hücresinin kuruluşu 1889’a uzanan Cemiyet’in resmen bitişinin 100. yıldönümüydü. “Resmen” diyorum, zira İttihatçılar Millî Mücadele’nin örgütlenmesinde yer aldılar ve ancak Mustafa Kemal’in iktidarını pekiştirme sürecinde tasfiye edildiler. Celal Bayar’ın meşhur “benim esas partim İttihat ve Terakki’dir” sözünün imâ ettiği gibi, İttihatçılığın ‘bünyeden hiç çıkmayan’ bir mensubiyet olduğuna dair bir ‘giz’ de zihinlerde saklanır.

İslâmcılar, genellikle Kemalizmi İttihatçılıkla devamlılık içinde düşündüler: ortak payda, pozitivizm-toplum mühendisliği-tepeden inmecilik-Batıcılık idi. Anti-Abdülhamitçiliği de, başlı başına İttihatçılığı hasım gösteren gayet popüler bir motif olageldi.

Bir ara, AKP’de İttihatçılığa karalama sıfatı olarak başvurulduğu oluyordu.… Devam >> “Tanil Bora: Ebed-Müdded İttihatçılık”