Kategori arşivi: Türkiye ve Yakın Doğu

Müslüman gibi davrandık yine de ‘gavur’ dendi

Ermeni Soykırımının üzerinden 100 yıl geçti. Tanıkların ve onların çocuklarının anlatımlarıyla 1915 Katliamı ve devamında Ermenilere reva görülenlere dair yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Çok sonradan Ermeni olduğunu öğrenen Hadi Gümüş, yıllarca türlü eziyetlere maruz kaldığını söylüyor. Yıllarca Müslüman olarak yaşayıp aynı zamanda ‘gavur muamelesi’ gördüğünü ve yaşadığı sıkıntıları gazetemize anlatan Gümüş, soykırıma rağmen Ermenilerin, bu topraklarda kardeşlik bağlarının olduğu, birlikte yaşanan günlere hasret olduğunu söyledi.

KARDEŞLİKTEN GÖÇE VARAN ÇARESİZLİK

Türkiye’de Ermenilere yönelik tutum, Ermenileri kimliklerini saklamaya itti. Birçok Ermeni ya müslümanlaştı ya da müslüman gibi davranmaya çalıştı. Bunlardan biri de Urfa Siverekli Hadi Gümüş. Ailesinin Adıyaman Gerger ilçesinin Olbiş köyünden Urfa’ya göç ettiğini söyleyen Gümüş, göç hikayelerini şöyle anlatıyor: “Soykırımdan önce Olbiş köyünün yarı nüfusu Ermeniymiş.… Devam >>

Hranouch Kharatian: Dersim’de kimlik arayışı 1. Bölüm: Dersim kimlikleri

Ermenistanlı etnolog Hranouch Kharatyan Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze izlenen Türkleştirme politikalarının Dersimliler üzerindeki etkisini inceliyor. Osmanlı’dan günümüze Dersim’in farklı toplulukları kimliklerini farklı şekillerde tanımladılar. Ama onların tanımlarından bağımsız olarak devletler her dönemde bu toplulukları yakından izledi.

Türkiye Cumhuriyeti’nde “kimlik hakkının” geçirdiği evrimler

Türkiye halkına « Türk » kimliğinin yoğun bir şekilde aşılanması ve « Türk» isminin verilmesi programı politik, ideolojik-kültürel ve zorlayıcı idari yöntemler aracılığı ile modern bir ulus devlet yaratmak için Kemal Atatürk tarafından düzenlenmiştir.

Bu program büyük bir başarı ile 1990 yılına kadar sürdürülmüştür (eğitim, tarihi açıklamalar, sosyopolitik makaleler, yer ve kişi adlarının Türkçeleştirilmesi, edebiyat, idari ve hatta pedagojik görevlerden Türk olmayan kişilerin uzaklaştırılması vb.).… Devam >>

Tahir Elçi Cinayeti 3. Yılında, Halen Dava Açılmadı

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesinin üzerinden 3 yıl geçti.

Yarın (28 Kasım) Elçi suikastının 3. yıldönümü ancak bu sürede olayın fail/failleri bulunmadığı gibi dosyada hiçbir gelişme kaydedilmedi.

Konuya ilişkin araştırma önergesi veren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Elçi’nin ölümünün araştırılmasının, geçmiş dönemde yaşanmış pek çok faili meçhul cinayetin aydınlatılması adına da bir adım olacağını” ifade etti.

Meclis’e sunulan önergede, “cinayetin sorumlusu olma şüphesi taşıyanların tanık olarak dinlendiği, olayın akabinde olay yeri incelemesinin yapılmadığı, soruşturmayı yürüten savcıların sürekli değiştirildiği” bilgileri de yer aldı.

Dönemin yetkilileri ne dedi?

Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te Diyarbakır, Sur’daki Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın açıklaması sırasında öldürüldü.… Devam >>

Tanil Bora: Ebed-Müdded İttihatçılık

1 Kasım 1918, İttihat ve Terakki Cemiyeti kendini feshetmişti. Yani bir hafta önce, ilk hücresinin kuruluşu 1889’a uzanan Cemiyet’in resmen bitişinin 100. yıldönümüydü. “Resmen” diyorum, zira İttihatçılar Millî Mücadele’nin örgütlenmesinde yer aldılar ve ancak Mustafa Kemal’in iktidarını pekiştirme sürecinde tasfiye edildiler. Celal Bayar’ın meşhur “benim esas partim İttihat ve Terakki’dir” sözünün imâ ettiği gibi, İttihatçılığın ‘bünyeden hiç çıkmayan’ bir mensubiyet olduğuna dair bir ‘giz’ de zihinlerde saklanır.

İslâmcılar, genellikle Kemalizmi İttihatçılıkla devamlılık içinde düşündüler: ortak payda, pozitivizm-toplum mühendisliği-tepeden inmecilik-Batıcılık idi. Anti-Abdülhamitçiliği de, başlı başına İttihatçılığı hasım gösteren gayet popüler bir motif olageldi.

Bir ara, AKP’de İttihatçılığa karalama sıfatı olarak başvurulduğu oluyordu.… Devam >>

Kuzey Suriye Federasyonu’na dair merak edilen sorular ve cevapları

Foza YusufKuzey Suriye Demokratik Federasyonu deyince ne anlamak gerekiyor? Neden Rojava değil de Kuzey Suriye Federasyonu? Bu ve benzeri merak edilen soruları Fedarasyon’un Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Foza Yusuf yanıtladı. Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu her biri iki kantondan oluşan Cizre, Fırat ve Afrin bölgeleri ile Rakka ve Minbic özerk bölgeleri olarak coğrafi sınırlarını belirlemiş durumda.

22 Eylül’deki komün seçimlerinin ardından halihazırdaki kurucu meclis görevine son verecek ve yerini seçimle gelmiş halkların kongresine bırakacak.

Peki, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu deyince ne anlamak gerekiyor? Neden Rojava değil de Kuzey Suriye Federasyonu?

Bu ve benzeri merak edilen sorular Fedarasyon’un Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Foza Yusuf yanıtladı.

dihaber‘e konuşan Yusuf’un bölge ve kantonların neye göre belirlendiği sorusuna yanıtı şöyle:

“Önceleri yönetimi örgütleme biçimi kanton esasına dayalıydı.Devam >>

Süryani kadınlar devrimin bir parçası

Süryani kadınlar olarak devrim ruhunu yakalayacak, mevcut gelişmelere ayak uyduracak düzeye geldik. Kendimizi Suriyeli kadınların genel örgütünün bir parçası olarak görüyoruz. Sorunlarımız bir, bu nedenle özgür bir gelecek yaratmak için birlik olmalıyız.

Kadınlardan oluşan askeri bir gücün kurulması tarihi bir kazanım. Çünkü Süryani kadınlar öldürülme, tecavüz, esarete maruz kaldı. Zorla dinleri değiştirildi, kabul etmeyenler çocuklarının gözleri önünde öldürüldü. Bu nedenle silahlanmaları bir devrim niteliğinde.

Tarih boyunca katliam, sürgün ve asimilasyona uğrayan halklardan biri olan Süryaniler, Rojava Devrimi’yle birlikte ‘kendini savunamayan bir halk’ pozisyonundan çıkıp devrimin bir parçası oldu. Süryani kadınlar, BAAS rejimin baskıları nedeniyle sadece Avrupa’da örgütlenebildiler. Bulundukları topraklar üzerinde örgütlenmeleri ise Rojava Devrimi’yle mümkün oldu.… Devam >>

Ragıp Zarakolu: Türkiye solunun arkeolojisini yapmak

Ragıp ZarakoluMete Tunçay, Türkiye solunun tarihine yönelen ilk siyaset bilimci akademisyenimizdir. Zaten Doçentliğini de “Türkiye’de Sol Akımlar” adlı araştırması ile almıştı. (1) Siyasal düşünce tarihine ve onun klasiklerine ilişkin çok önemli kitapları kazanmıştır. Öyle pek kolay bir dönem değildi. Bu konuda Ankara’da Sosyalist Kültür Derneğinde ilk konferans verdiğinde, konferansı izleyen eski komünist, sonra Kadrocu, sonra Kemal ve İsmet’in biografisti Şevket Süreyya kendisini heyecanla kutladıktan sonra şöyle diyecekti. “Bu akşam seni ziyaret edebilirler!” Kimler, elbette, kapısında çift hilal bulunan tabutlukçu 1. Şube elemanları!

Ama gelmediler. Bir başka tabu konuyu ilk deşen İsmail Beşikçi’den daha şanslıydı yine de.

Her ne kadar Mete Tunçay bilmem kaç kez üniversiteden atılsa, 12 Marttan sonra hapse girse bile!… Devam >>