Etiket arşivi: Ermeni Mülkleri

Ümit Kurt: Ermenilerin mülksüzleştirilmesinin aracı olarak hukuk sistemi

1913-1918 dönemi sırasında, iki büyük Osmanlı halkı olan Rumlar ve Ermenilere ait mülkler, bu insanları yurtlarından eden merkezi bir politikaya bağlı özel kanunlar aracılığıyla ellerinden alındı.[1] Her bir gruba karşı yürütülen politikaların bazı farklılıkları vardı. Buna rağmen, bu farklılıklar etnik ve dini ayrımlar çerçevesinde şekillenmek yerine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin farklı dönemler ve koşullarda izlediği sürekli değişen politikaları tarafından belirleniyordu. Kanun ve kararnamelerle sadece Rumlar ve Ermeniler arasında değil, aynı zamanda bu toplulukların her birinin kendi içinde de son derece dikkatli bir şekilde ayrımlar gözetilerek yapılıyordu.

Örnek olarak, 1913-1918 döneminde Rumlara dair ikin kategoriden bahsedilebilir. İlk kategori içinde I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu ve Yunanistan arasında mübadele görüşmelerinin konusu olan Osmanlı Rumları vardı.… Devam >>

Sait Çetinoğlu: Diyarbakır/Ergani [Argana] Sancağında 1915 Soykırımı ve Ermeni Mülklerinin Paylaşımı

Sait Çetinoğlu1915 Soykırımı öncesinde Diyarbakır/Ergani [Argana] Maden Sancağında 50 kadar yerleşim yerine dağılmış 38430 Ermeni yaşamaktadır. Tarıma elverişli alanları ve Bakır madeni ile zengin bu yörede Dicle’nin kıyısında 3300 Ermeni’nin yaşadığı merkez yer alıyordu. Ergani’nin rahatlıkla bir Ermeni şehri olduğunu söylemek mümkündür. Sancağın mutasarrıfının da Ermeni olması bir tesadüf değildir.

Savaş döneminde ki ilk Mutasarrıfı Dikran Bey(1) 28 Ekimde görevinden alınır. Yerine atanan Nazmi Bey(2) bölgedeki Ermeni tasfiyesini düzenler ve uygulatır.

Merkez ve 10 kazanın Ermenileri (10559 kişi) 1915’in temmuzunda katledilirler. Çüngüş halkı ile birlikte Yudan Dere denilen yerde öldürülmüşlerdir. Gölcük’te bir şahit kurtulabilmiştir. 4 haziran akşamı Müdür Beyzade Ali tarafından Harput’tan getirilmiş 70 milis tarafından çepeçevre sarılır ve 16 yaşından büyük tüm erkek nüfus tutuklanarak bir ahıra kapatılıp sistematik işkenceden geçirilir.… Devam >>

Hüseyin Şengül: Sanasaryan Han: Gaspın Ve Zulmün Dikilitaşı

Sanasaryan Han diye değil, Sansaryan Han diye bilinir.

Bu meşhur binanın adının gerçekte Sanasaryan Han olduğunu, 10 sene önce Hrant Dink’le yaptığımız bir sohbette öğrenmiştim. Bina, Erzurumlu Sanasaryan adlı bir Ermeni tüccarınmış.

Bazen bir binanın, bir sokağın, bir insanın hikâyesi bir şehir tarihinin, bir ülke tarihinin nirengi noktalarını oluşturabilir. Tarihin arkları o yaşanmışlıklarla doludur. Bulunup çıkarılması sonraki kuşakların işidir.

Sanasaryan Han’ın iki boyutu var: Biri, binanın mülkiyetinin el değiştirmesi, devlete geçmesidir ki bu, 1915’te ve sonrasında nelerin yaşandığının hikâyesidir. İmha, sürgün, mübadele, kaçırtma ve mallara el koyma!

Türkiye’de sermaye birikiminin tarihi ne zaman, nasıl yazılır bilemem ama mülkiyet gasplarının konu edilmediği bir tarih, büyük bir eksiklik ve dolayısıyla da yanlışlık içerecektir.… Devam >>

Sait Çetinoğlu: Gayrimüslim Cemaat Vakıfları: Müsaderenin Son Nesnesi

Sait ÇetinoğluTürkiye’deki Gayrimüslim vakıfları dağ gibi yığılmış sorunlarla yüz yüzedir. Bu sorunlar, Gayrimüslimlerin huzursuz edilmelerinin, sindirilmelerinin ve kovulmalarının sistemli bir parçasıdır. Yargıtay hukuk genel Kurulunun  1974 tarihli kararında Gayrimüslim TC vatandaşlarının Türk olmayanlar olarak değerlendirmiş Gayrimüslim cemaat vakıflarını da yabancı vakıflar olarak algılayarak mütekabiliyet şartı aramıştır. Yakın zamanda da hukukçu Cumhurbaşkanı, Vakıflar Yasasını iptal gerekçesinde aynı argümanları kullanarak bu algıyı perçinler. Hukukun algısı bu düzlemde olduğunda tabiidir ki gayrimüslim cemaat vakıflarının mallarının müsaderesi meşrulaşmaktadır.

Diğer yandan Gayrimüslim vakıflarının Mal edinmeleri  ve 1936 Beyannamesine eklenmesi Dışişleri ve İçişleri bakanlığının uygun görüşüyle vakıflar genel müdürlüğünün iznine bağlanması,  bu gayrimüslim TC vatandaşlarının vakıfların yabancı olarak algılanmanın yanında  kriminal düzlemde algılandığını söylemek yanlış değildir.… Devam >>

Ümit İzmen: Türkiye’de Sermaye Birikiminin Kaynakları

Thomas Piketty’nin şu meşhur Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital başlıklı kitabındaki sermaye birikiminin tarihsel gelişimi üzerine gözlemleri kafamda bir dizi soru oluşmasına neden oldu.

Piketty, 1700’lerden günümüze sermayenin yani servet birikiminin gelişimini bugünün bazı gelişmiş ülkelerinden yola çıkarak detaylı biçimde inceliyor. Bu tarihsel veriden şöyle bir sonuç çıkıyor: Hemen tüm ülkelerde, toplam servet bir yılda elde edilen gelirler toplamının 6-7 katı. Bu oran 18 ve 19 yüzyıllarda pek değişmiyor, ancak sonraları, savaşlar nedeniyle evlerin, binaların, fabrikaların yıkılmasıyla ve savaş dönemlerindeki fiyat hareketleri nedeniyle sermaye birikimi erozyona uğruyor, yani servet/gelir oranı düşüyor. Birinci Dünya Savaşı sonunda sermaye birikimi bir yıllık gelirin sadece 3 katına iniyor.… Devam >>